top of page

Odayı toplarken anı kutusu bulmanın getirdiği tembellik

  • Yazarın fotoğrafı: azuressa
    azuressa
  • 16 Şub
  • 4 dakikada okunur

Bazen yazı yazmaktan korkuyorum. Çünkü en iyi olmak istediğim şey o ve bunu hatırladığımda kendimi tamamen kapatıyorum. Hatta bazen bilgisayarımı önüme açıp bir şeyler yazmaktan o kadar çekiniyorum ki onunla aynı odada bile olmak istemiyorum.

Geçenlerde okuduğum kitapta Albert Camus ‘’insan yirmi iki yaşında yazar olmaz’’ diyordu. Bunu ilk okuduğumda rahatlamıştım, kitabı yirmi ikisinde yazdığını öğrenene kadar.

Çok severek izlediğim bir senaryonun benim yaşımdaki yazarıyla karşılaşınca tüm günüm boğuklaşabiliyor. Ya da başarılı bulduğum bir yazarın o kitabı yazdığında benim yaşımda olduğunu öğrenene kadar çoğu şey iyi ilerliyor. Sonrasında yaşadığım ise hırstan çok bir üzüntü, çünkü kendime haksızlık ediyorum gibi geliyor. En başında kendimden bu kadar emin olmamı sağlayacak ne başardım hatırlamıyorum ama içimde o potansiyele dair his oldukça mükemmel olamamanın altında daha da eziliyorum.

Gün başından beri yazı yazmak istiyordum, onun yerine her yeri topladım ve odayı toplarken bulduğum iplerden bir cüzdan ördüm. Beğenmeme rağmen, bir şeylerden kaçarak yaptığım için o kadar da mutlu etmedi. 

Ayrıca odayı toplarken anı kutumu buldum, klasik bir olay. Toplamaya ara verdiğimi ve iki saat o kutu başında durduğumu yazıp yazmama konusunda kararsızdım ve yazdım bile. Artık görüşmediğim bazı akrabalarımın düğün davetiyesi ve yanında verdikleri minik hediyelerden vardı. Bir tanıdığımın Çin gezisinden getirdiği ve ne işe yaradığını bilmeden, sadece üstündeki yaldızlı altın rengindeki çince yazı estetik geldiği için sakladığım zarflar da vardı. Yakın zamanda bunları kullanmaya karar verdim ama ‘bu ne’ gibi olası sorulara verecek cevabı henüz bulamadığım için bunu geciktiriyorum.

Sahiplendirdiğim kedimin aşı defteri vardı. Eve getirdiğimizde ben çok küçük değildim ama o küçüktü, yine de hakkında pek bir şey hatırlamıyorum. Cinsini ve ne kadar yaramaz olduğunu hatırlıyorum. Bir de merdivenden atlamak için deli olduğunu ve buna çözüm bulmak için forum sitelerinde dolaşıp, başka merdivenden atlamak isteyen bir kediye sahip kimseyi bulamadığım için yaşadığım hayal kırıklığını hatırlıyorum.

Bunlar dışında bir sürü kağıt vardı. Hediye paketlerinin köşelerinden kesilmiş parçalar, güzel vakit geçirdiğim misafirliklerden alıp arkasına yazı ve tarih yazdığım desenli peçeteler gibi, atsam çok kolay çöp olabilecek birkaç şey. Ama ben o yığına epey uzun süre baktım. Genelde etraftan kopuk olduğum için yaşadıklarımı unuttuğum çocukluğuma şahit olmak garip geldi. Çünkü bu ana gelene kadar hepsini yaşayıp arkada bıraktığımı hatırlattı. Hayatın işleyişi bu olmasına rağmen her şeyin birikimli ilerlediğini unutmuştum.

Kutuda en sinirimi bozan şey de kendime beş sene önce yazdığım ve aslında bu sene açmam gerekirken dayanamayıp iki sene önce açtığım bir mektup. Kitaplarımın arasında bulana kadar da varlığını unutmuştum. Genelde böyle şeyler yapmayı sevmiyorum, ama o gün, şimdilerde hiç konuşmadığım yakın arkadaşımla böyle bir şey yapıp günü geldiğinde birlikte okumaya karar vermiştik. Tam da bu yüzden sevmiyorum böyle şeyleri. Bazen önüne geleni yaşamamak ve fazla plan kurmak üstüne birikiyor. 

Mektubu açtığım günden beri ondan kurtulmak istiyorum. Ama bir yandan da geçmişteki kendimle böylesine irtibat kurduğum başka bir köprü olmadığı için atmaya kıyamıyorum ve devamlı ona rastlayıp maruz kalıyorum.

Küçük kendim de bana, eğer onca yıl geçmesine rağmen henüz bir kitap yazmamışsam benim bir korkak olduğumu söyleyerek, yüzleşmeyi hiç de kolaylaştırmamış. Kendimden duymasam bu kadar kırıcı olmazdı. 

Kendimin neler yapabileceğini biliyorum ama biliyorum diye tüm imkanlar etrafımda toplanmıyor. Belki de henüz imkansızlıkları arkaya atıp hayalime dört koldan sarılacak kadar yetişkin değilimdir. Belki de başarısız olmaktan o kadar korkuyorum ki, günün sonunda elime iyi veya kötü hiçbir şey kalmıyor. 

Bazen de klavyemin İngilizce olmasını ve noktalı harflerde takıldığımda cümleleri unuttuğumu bahane ederek ya da zaten bunu başarsam ne olacak ki diye kendi kendimin önünü keserek duruyorum. Böyle zamanlardan sonra da kendimi yetersiz hissediyorum ve hiçbir şey düzelmiş olmuyor. 

Yazdıkça elime ne geçecek bilmiyorum. Ama başka hiçbir yaşıtımı gördüğümde, 22 yaşında yazar olunamayacağına inanan 22 yaşında birinin ortaya çıkardığı kitabı gördüğümde sorguladığım kadar kendimi sorgulamıyorum. Ben artık 22 bile değilim. Artık kendimi kandıramayacak kadar benliğimin farkındayım ve en büyük zorluklardan biri insanın kendine yetişememesi.

Aklını toplamak kolay değil, bu yüzden bir kitap yazmak da öyle. Potansiyelime mi takıntılıyım, yoksa gerçekten kendime inanıyorum ve bir şeyler yapmamış olmam canımı mı sıkıyor? Geç kaldığımı mı düşünüyorum da bugün o kutunun içinde üzerine düşünebileceğim bir sürü şey varken bunu seçtim? Çin zarfları üzerine daha çok düşünebilirdim mesela. Belki biraz daha düşünsem onların çin yeni yılı için mi yoksa başka bir özel gün için mi olduğunu çıkartırdım. 

İlkokulda yazdığım ve annemin sevdiği için sakladığı yazılarımın üstüne düşünebilirdim. Doğum günlerinde gelen dilek kartlarını ve yazanlar ile yazmayanları da düşünebilirdim. Artık hiç konuşmadığım yakın arkadaşımla aramızda ne olduğunu anlamaya çalışarak saatler geçirebilir ve bir cevap bulamadan günü kapatabilirdim. Düşünecek o kadar fazla şey varken ben yine o mektuba rastladım. 

Bu zamana kadar planlar üzerine yaşamaktan, yaşadığım anları unuttuğum için kendime zaten yeterince kızgın olabilirim ama artık üstüme gitmek istemiyorum. Olması gereken veya yazılması gereken bir şey varsa, bir şekilde olacak ve yazılacak. Belki de gerçekten ne yapmak istediğimi unuttuğum için yol alamıyorum, gerçekten ne yazmak istediğimi unuttuğum için de yazamıyorumdur. 

Kendime yine bir mektup yazacak halim yok, artık anı kutuma bir şeyler koyacak kadar toplu da değilim. Genelde sevdiğim şeyler cüzdanımın veya kitaplarımın hatta günlüğümün arasında birikiyor. Anılarımı etraftan toplayıp yine bir kutuya koysam aklım da toplanır mı diye düşündürdü bütün bunlar beni. Ama daha olası ihtimal artık sadece bazı şeyleri değil, sahip olduğum neredeyse her şeyi sevdiğim için hiçbir yere sığamamam. Artık hediye paketlerini değil, onları alan insanları saklamak istiyorum. Çünkü çocukken fark etmemiştim ama insanlar, kağıtlardan daha hızlı yaşlanıyor.

 
 
 

Yorumlar


Post: Blog2_Post

Abonelik Formu

Abonelik İçin Teşekkürler!

azyazı 2025

bottom of page