top of page

Havuz kokusunu beklerken oturduğumuz kaldırım.

  • Yazarın fotoğrafı: azuressa
    azuressa
  • 11 Mar
  • 3 dakikada okunur

“Her şeyi yerli yersiz biriktirdiğimiz yaşlardayız.”


Bugün stajdan çıkınca yine o uzun, yokuşlu ve garip sokaklı yolu yürümek zorundaydık. Gece üç saat uyuduğum için gözlerim şişmişti, aslında bu olmaması gereken bir tepki çünkü çok uyuyunca şişmesi gerekiyordu. 

Bu yol üstünde çok fazla paralel sokak var, her hafta başka bir rota buluyoruz. Bu hafta düz gidip son sağdan dönmek yerine zikzak çizdik. Bir de yaz yeniden geliyordu, sanki yaptığımız bütün yanlışlar kışta kalmış ve unutulmuş gibi yeni bir şeylere başlıyorduk. Normalde güneşi sevmem ama bu sene ona ihtiyacım vardı. Keşke bot giymemiş olsaydım, bunu çok fazla dedim, bir de arkadaşıma gelen mesajın ne anlama geldiğini bilmediğimi de çok fazla söyledim. Ama yine de az biraz psikoloji bilgimizi kullanıp etrafımızdakilerle ilişkilerimizi sorgulamaya devam ettik. Kimin neyi neden yaptığını yine anlamadık. Sohbete başlarken anlamayacağımızı biliyorduk da aslında, küçük küçük biriktirip belki ileride bir sonuca varırız diye konuşuyoruz. Ama şu anımıza bir faydamız olmuyor. Her şeyi yerli yersiz biriktirdiğimiz yaşlardayız. İleride neye ihtiyaç olacağını bilmediği için her bulduğu tahta parçasını saklayan marangozlar gibiyiz. 

Sabah bir video izledim, perişan insan her zaman perişan olmanın bir yolunu bulur diye. Doğru mu bu, acaba biz kendimiz hayatın bizi çektiğinden daha mı fazla çukurlara çekiyoruz? Çukurlar neden bu kadar tanıdık gelmiş ki bu zamana kadar? Ben artık güneşi sevmek istiyorum. 

Yolumuz üstünde sadece kaldırıma park etmiş arabalar yoktu, bir de yüzme havuzu varmış. Aslında orada olduğunu biliyordum bir yerden ama aynı zamanda bilmiyordum da. Havuz havalandırmasının önünden geçerken burnumuza havuz kokusu geldi. Sonra biz de 10 dakika kaldırımda oturup arada esen rüzgar arasından gelen havuz kokusunu beklemeye başladık. Denizi çok severim ama yüzmeyi pek sevmem. Yine de çocukken benim de havuz anılarım oldu, bunları anlattım biraz. Sonra kaldırımdan fazla insan geçince ve neden sürekli havayı derin nefesler alarak kokladığımızı anlamak için bize garip bakışlar attıklarında da durduk. Ne zaman yoluna girecekmiş, ne zaman öğrenecekmişiz şu yaşama işini gibi saçma sorular sorup hiçbirinin cevabını veremeden yolun karşısındaki sitede açık camların birinde bir kedi gördük ve onunla konuşmaya çalıştık. Tahmin etmeye çalıştık: ona göre, evin içinde altmışlı yaşlarında yalnız bir kadın oturuyordu. Bence de otuzlarında bir kadın oturuyordu ve evi ona annesi bırakmıştı, çünkü perdeler eskiydi ama kedinin aksesuarları perdelerin tam zıddı gibiydi. 

Sonra da diğer katlara baktık. Bazıları öğrenci evi gibiydi, bazılarının adalardaki evleri hatırlatan panjurları vardı, bazıları dağınıktı bu yüzden bizden acımasız tahminler aldılar. Halbuki kaç gündür odamızı toplayamayan da biziz. Geçen gün bunu konuştuğumuzda neden odamızı toplayamadığımızı bulamadık. Sadece bazen zor geliyor, bazen herhangi çoğu şey zor geliyor. Çamaşırlarım yatağın üstünde, uyumak için onları katlamak zorunda kalmamı bekliyor bazı zamanlar. Kendine bakmak mental olarak zor geldiğinde bu hemen fiziksel olan her şeye yansıyor. Bu yüzden toplayamadığını söyledim ona. Ama bana neden yakın zamanda yaşadığı şeyleri unuttuğunu sorduğunda, verecek cevabım yoktu. Sadece yorulmuşsundur diyebildim, bir de bazı zorlandığımız dönemleri hatırlamak için zihnimizin çok da uğraşmadığını söyledim. Sonra da fazla ciddi şey konuşmaktan sıkılıp sekiz sayısının kız mı erkek mi olduğunu konuştuk hatta tartıştık. 

Beceremediğimiz çok şey olduğunu söyledim ona da. Ayrıca sekizin kız olduğunu. 

Ama yapabilmek için önce yapamamak gerekir. Yoksa herkes her şeyi bilerek doğardı veya her şeyi bilerek ölürdü. Biz ikisini de yapabilen canlılar değiliz.

Göç etmeden bir yurt bulamazsınız mesela. Yerleşmek için önce göçebe olmanız gerekir. Aklıma hep, tartışmalı olsa da, en iyi eserlerini vermeden önce on yıl köşesine çekilen gazali geliyor. O arayı vermeseydi şu an onu bilmezdik belki.

Asıl mesele bütün bunların dengesinde, çünkü eğer olmamamız gereken yerde fazla kalıp dengeyi bozarsak o zaman hiçbir şey elde edemiyoruz. Yerleşmek gerekiyorsa göçü kısa kesmek lazım, göç etmek gerekiyorsa bir an önce yerleşilen yerden ayrılmak lazım. 

Yine de genelleme yapmak zihni de, sohbeti de basitleştiriyor. Ayrıca etkiyi azaltıyor ve doğru da değil. O yüzden evet hayatta her şey var ama herkes kendine kadar alıyor. 

Böyle şeyleri konuşması kolay ama algılaması zor, öğrendiklerimizi hayata geçirmesi de zor.

Belki de bu yüzden havuzların havalandırmasını kaldırımda yeşilliğin arkasında koymuşlardır. Önünde kokuyu beklerken oturup, her şeyi bir anda kucaklayamayacağımızı, arada durup dinlenmemiz gerektiğini anlatmak için. Bazen yürüyen insanların dışında durup yürümek üzerine düşünmek ya da yaşayan insanların dışına çıkıp yaşamayı düşünmemiz için. 


 
 
 

Yorumlar


Post: Blog2_Post

Abonelik Formu

Abonelik İçin Teşekkürler!

azyazı 2025

bottom of page