Kierke'nin sorularını doldurma işi
- azuressa

- 1 gün önce
- 2 dakikada okunur
İlahiyat okurken öğrendiğim temel bir şey varsa bu, insanın her daim arayışta olmaya devam edeceğidir. Daha da ileriye veya nokta atışı yapmak gerekirse, kendinizin daha iyi bir hali olmaya yürürsünüz. Bu yürüyüş, insanı kararsız ve endişeli bırakan garip bir hal. Çünkü artık daha büyük bir şeye oynuyorsunuz, herhangi biri değil, kendinizin en iyisi olmaya çalışıyorsunuz.
Peki potansiyellerimiz neden önemli olmalı? Kendini gerçekleştirmek dediğimiz, içi boş bir hayranlık olabilir mi? Belki de kendi kendimize yetemediğimiz zaman, o yüksekteki hali idealize etmek bize iyi geliyor diye böyle hissediyoruz. Henüz olmayan bir şeye hayranlık duyarak onu büyütüp, sonra da içimizde zaten bundan parçalar olduğunu bahane ederek rahatlamak diye bir yol tutturduk, olamaz mı?
Ya da gerçekten hepimizin bireysel bir amacı var ve buna ulaşmaya çalışarak ömrümüzü geçirmek bizim sorumluluğumuz.
Yirmilerin başındaki herkes gibi, üniversite boyunca mesleğimi düşündüm. Başladığım yerin hayatımı şekillendireceğini biliyordum ve tüm hayatımı adamak isteyeceğim kadar uyum içinde olacağım ve faydalı olduğumu hissedeceğim bir iş arıyordum. Herkesin bu bunalıma girdiği dönemleri olmuştur ve olmaya da devam ediyordur. Ben bunların en uzununu Kierkegaard’a atfedilen bir alıntıyla karşılaştıktan sonra yaşadım. Çoğu kişinin böyle yazmasına rağmen, ben bunu Kierkegaard’ın söylediğine dair birinci kaynak bir eser bulamadım ancak yine de okuduğum üzere aktaracağım: ‘’Tanrı benimle ne kastetmiş olabilir?’’
Belki önceden de denk geldiniz, belki de bir şey ifade etmedi veya şu an dahi etmiyor. Ama benim içinde olduğum o dönemde sanki önümü ardımı bilen biri bir işaret bırakmış gibiydi. Çünkü küçük yaştan beri inandığım bir düşünce var, her insanın belli bir sıfat ile doğduğu ve bu sıfatı mümkün olan şekillerde tamamlaması gerektiğine dair bir fikir. İnançlarımdan dolayı da bu düşünceyi biraz sentezleyip, bu sıfatı mümkün olan en iyi şekilde Allah yolunda kullanmak olarak düzenledim. Yaratılışımızda var olan tüm sıfatlarımız ondan çıktığı için, yüceltmemiz gereken ilk muhatap da bence o olmalı.
Bu düşünceye sahip olduğunuzda alıntı size daha bir anlamlı geliyor. Yaratıcının muradını anlayabilmek, kendi hayatlarımızı da anlayabilmemizi sağlıyor. Böylelikle daha çok ve daha çok düşünmeye başladım. Kendimi tanımaya çalışıyordum ama henüz en sevdiğim rengi bile bilmediğim bir dönemde bunu yapmak çok zordu. Randevulaşıp konuşmaya gittiğim hocalar da bana yeterli rehberliği yapamamıştı, belki de kararın son olarak bende biteceğini kabullenmemiştim henüz o zaman. Sadece biri bana bir şey olmamı söylesin ve ben de olayım diyordum. Kendi hedeflerimin sorumluluğunu almak ilk başta yapmak istediğim bir şey değildi.
Şimdilerde bu süreç, kararlara varmam ile tazece arkada kalsa da, arayış bitmiyor. Çünkü gerçekten Allah’tan gelen muradı anlayabilmek için bizim tahminlerimiz yeterli değil ve bazı şeyleri ancak yaşadıktan sonra kafamızda oturtabiliyoruz. Mesela bir olayı yaşarken bunun neden olduğunu anlamadığınız ama her şey bittikten sonra, demek bundan olmuştu dediğiniz anlar vardır ya, işte bunlar bizim kendi aklımız ile kavrayamadığımız ama kader işin içine girdiğinde Allah’ın izini bulabildiğimiz ve onun muradını anlayabildiğimiz küçük anlar.
Bir yolculuk içindeyiz ve elimizden geleni yapıyoruz. Ne kadar çok şahit olur, tecrübe edinir ve bilgi biriktirirsek o kadar ilerleyebileceğimiz bir yolculuk. Başkalarının önüne geçmek için değil ama atılan her adımı daha iyi kavrayıp, yürüyüşün anlamına varabilmek için. Çünkü yaratılışımızı yaratan uğruna kullandıkça, varoluşumuz da derinleşiyor.
Tanrı sizinle ne kastetmiş olabilir, içinizde güzel bir amaç için kullanılmayı bekleyen hangi yetenekler veya tutkular var? Hangi sebepler için risk almak istiyorsunuz ya da hangi hayalleriniz uğruna feda edebileceğiniz alışkanlıklarınız var?
Böyle böyle, düşündükçe daha çok var olacağız.
Yorumlar