top of page

23'ümde öğrendiğim birkaç şey

  • Yazarın fotoğrafı: azuressa
    azuressa
  • 24 Oca
  • 3 dakikada okunur

Yeni yaşıma girerken, eskisinden öğrendiğim birkaç şeyi metinleştirmek istedim.

Ama sanırım insanın kendi çıkardığı derslerden bahsederken bir dede haline bürünmemesi sandığımdan daha imkansız. Bu yüzden olmaması için fazla çabalamayacağım.

Sadece videodaki düşüncelerimi biraz daha detaylandırmak ve belki temellerini açıklamak istiyorum. 


Genel bir davranış nasihatinden bahsetmek tabi ki zor çünkü hayatlarımız birbirinden çok farklı tecrübelerle yaşanıp öznelleşiyor. Yaşadığımız tecrübeler bize ait olduğu kadar, onlardan çıkardıklarımız da bize ait. Dolayısıyla her birimizin kafasının içi çok çok başka. Bu kadar başkayken peki, anlaşılmak neden böylesine istediğimiz bir şey?

İnsan görülmek ister ve kendine benzeyen birini bulduğunda görüldüğünü sanır. Halbuki birbirimize karşı gösterdiğimiz emek, doğuştan getirdiklerimiz benzerliklerle değil; birbirimize vakit harcamamız ile oluyor. O yüzden de önemli olan anlaşılmak değil, anlamak için gösterdiğimiz çaba. En azından bana öyle geliyor artık. 

İki insanın birbirini tamamen anlaması bence o kadar zor bir şey ki, birçok yanılgıdan oluşuyor. Anladığımızı sandığımız çoğu yerde aslında yanılıyoruz ama zaten anlamadığımızı bilmediğimiz için fark etmiyoruz. 

Anlaşılmak isteği aynı zamanda çok yorucu bir şey, devamlı açıklama yapmak zorunda kaldığınız bir duruma getiriyor sizi. Bir süre sonra da açıklama yapmadığınız her an kimsenin sizi anlamadığını ve bu yüzden daha fazla çaba harcarsanız başarabileceğinizi hissediyorsunuz. Ama sanırım çoğu zaman bu doğru değil; anlaşılacak olsaydık, zaten anlaşılırdık.

İki insanın bir arada huzuru bulması için birbirini tamamen anlaması gerekmiyor ama saygı duymayı bilmesi gerekiyor.

Ayrıca davranışlar demişken, açıklama yapmak yerine davranışları konuşturmanın bu kadar rahatlatacağını bilseydim çok önceden yapmaya uğraşırdım ama her farkındalık birer nasip ve hepsinin zamanı var. Her zaman her şey konuşarak çözülmüyor ve bu kötü bir şey değil. 

Hayatımın bazı dönemleri zihinsel anlamda çok dağınık geçti ama bu yaştan anladığıma göre; eğer bir zamanlar yolunu kaybettiğin bir dağınıklık olmasaydı, düzeni böylesine kuramazdın. Çünkü zihninde neyi nereye koyarsan etrafın dağılmayacağını bilmek için, dağınıklığı iyi tecrübe etmiş olmak gerekiyor. Zıtlıklar bize yolumuzu buldurur, eğer onları okumayı bilir ve öfke dolmadan geçiştirirsek.

Tabi her düzen, kaosa dönüşmeye bir adım uzaklıkta olduğu için devamlılığı çokça dua istiyor. Sahip olunan güzel şeyin korunması için devamlı dua gerek. 

Ayrıca dua etmenin insanı en saf haline döndürdüğünü hissetmeye başladım. Çünkü yaratılışımızdaki en büyük öğretilerden biri bizim Rabbe karşı acziyetimiz ve bunu bilerek bir şeyler istemek, en çok kul olduğumuz ibadetlerden biri. Bu yüzden kalbi yumuşatması ayrı, bir de mütevaziliği artırdığını fark ediyorum. 

Mütevazilik demişken, her sessizlik olduğunda konuşmak zorunda hissetmenin yersiz bir kahramanlık olduğunu ve bunun aksininde mütevaziliği artırdığını fark ettim.

Her zaman konuşmayı ben başlatmak zorunda değilim ve sevdiklerimle konuşmak kadar, onlarla susup aynı yerde farklı dünyalarda olmak da güzel. Uyumlanmak için her zaman konuştuklarımıza değil, sustuklarımıza da bakmalıyız. Aynı yerde susmak istemek bazen en büyük benzerlik olabilirmiş. Ve bunu bir masa başında, konuşmamayı seçerek sadece yanımdaki kişiyle gün batımına bakıp aynı şeyleri düşündüğümüzü hissettiğimde anlamıştım, konuşmak her zaman gerekmiyor.

Böyle küçükten başlamak, devamlılığın yardımcısı oluyor. Bir anda büyük kararlar vermek değil ama fark eder etmez, küçükten yapmaya başlamak.. Zaten küçük davranışlarımız normallerimize dönüşüyor ve en çok, o önemsemediğimiz küçük olanları dikkate almak gerek. Farkında olmadan birer alışkanlık oluyorlar ve bu konuyu kitaplara bağlamak istiyorum. 

Bir şey küçük olduğunda fark edilmez olur. Bu yüzden alışkanlıklar da küçükten hayata sokulmalı. Ama konu fikirler olduğunda bu fark etmediğimiz küçük fikirlerin, olumsuz taraflarının ne kadar kolayca ve kısa sürede bizden bir parça olabildiğini de bu sene gördüm. Tabi ki eleştirdiklerimizi dahi okumalı ve kendimizi her cepheden geliştirmeliyiz ama eleştireceğimiz konuyu bile biz belirlemeli ve kendimizi en azından bildiğimiz risklere atmalıyız. Zihin sağlığı kolay kazanılmıyor ama çok kolay kaybedilebilir. Bu yüzden bence her kitap okunmayı hak etmez. Her ne kadar her köşede reklamını görseniz veya etrafınızdaki herkes onu önermiş olsa bile, okuduklarımız çok ince şekilde elenmesi gereken bir alan ve aynı şey filmler ile de geçerli. İkisini de çok seviyorum ve karşı gibi görünüyor olsam da değilim. Sadece zihnimi önüme gelen her fikirle doldurmanın büyük zararlara sebep olabileceğini düşünüyorum. Bu yüzden bir kitaba başlayıp hoşlanmadığım bir felsefeyle karşılaştığımda yarım bıraktığım için kendime artık kızmıyorum. 

Yine de insanın bir gün içinde elinde olamdan maruz kaldığı ve yine onda küçükçe yer edecek olan pek çok fikriyat olabilir. Ama kitap, film gibi araçlar birebir duyuşsal olarak içimize almayı kabul ederek başladığımız birer aktivite. Dolayısıyla zihinsel sabitlik için bunlara dikkat etmenin önemli olduğunu anladım. Bu alanı genişletebilir ve içine müzikle sosyal medyayı da koyabiliriz. Ama bu konuda ehil olmadığım için çıkarımların devamını kendimde tutmayı tercih edeceğim. 


Şimdi bunları yazınca az olduklarını görsem bile, her biri deneyimlerime dayandığı için bana kendimi ilerletmiş hissettiriyor ve ilerlediğini hissetmek güzel, çünkü yaşadığın onca şeye değdiğini düşünüyorsun. Ama ilerlemek her zaman olumlu kazanımlarla olmayacak ve bazen geri düşmek de ilerlemenin bir parçası olacak. Rabbim her aşamada yardımcımız olsun. Yolun başında olduğumu ve bu deneyimlerin nihai bir karar içermediğini biliyorum. Yine de şimdilik böyle hissediyorum.


 
 
 

Yorumlar


Post: Blog2_Post

Abonelik Formu

Abonelik İçin Teşekkürler!

azyazı 2025

bottom of page